![]()
![]()
Gözlerine bakınca, gözbebeğine yansımış kendimi görmüyordum ben aslında. Yokluk içinde geçmiş çocukluğunu, babanın bir üzüm tanesi için, o küçücük yanağına kocaman avucuyla patlattığı tokadı, iyi yıkanmamış kırışık gömleğinin yaka uçlarını, küt tırnaklarını, çocukça ama biraz da ergence yalanmış saçlarını, annene bakarkenki acını, kimsesizliğini, savrukluğunu, hayata olan çocuksu kinini, açık tüm yaralarını...
Seni neden terkettim biliyor musun? Senin acına artık dayanamayacğımı anladığım an terkettim seni. Uzun sürdü mücadelem, çünkü kocaman adam bile olsan sen hep çocuktun. Seni kandırmalıydım. Çöpü dökmeye gidiyorum demeli, ama asla geri dönmemeliydim. Ama yapamadım, sen her defasında bırakmadın beni, inanmadın çöpü dökmeye gideceğime. Yalancı gelmeyeceksin deyip saf saf baktın gözlerime. Ama artık yeterdi. Senin yaralarını kapattıkça, benim yaralarım açıldı. Hiç sormadın sende havalar nasıl diye. Önceleri bakıma muhtaç, sevgiye aç kimsesiz bir çocuktun. Ama doydukça arsızlaştın. Sen bir sabun köpüğüydün, kimsenin avuçlarında bir iki dakikadan fazla kalamazdın. Bunu bilsem de bir süre kabul etmek istemedim. Kabul ettiğim gün, ellerimi yıkadım.
Öylece dalıp gittim evinin balkonuna. Bir kadın taytı dalgalanıyordu ipte ve yanında senin havlun, şortun. Az önce konuşmuştuk, bugün de gelemeyeceğim şehre dedin. Çok özledim diyordu dünyanın kıvraklığına alışmış kaypak sesin. Neden, ne oldu bilmiyorum eve götürdü beni ayaklarım. Önce arabanı gördüm. Sonra saatlerce oturdum evin önünde. Çıkmanı bekledim. Sonra çıkıp gittiniz beni görmedin. Ne de mutluydun.
Uyurken yüzüne bakıyorum. Annesinden yeni doğmuş bebek gibi öyle sakin, öyle huzurlusun. Neye inanıyorsun. Hayatın seni kazıkladığına mı? Yoksa hayata iyi bir kazık attığına mı? Hayır, sen, hayat bana acı diyorsun. Kandırmaya o kadar alışmışsın ki, önce kendini kandırarak başlamışsın işe. Çünkü o zaman çok daha kolaylaşmış önüne geleni kandırmak.
Benim gibi dedim, aynı benim gibi. İçinden geleni söyleyebiliyor. Aslında ne yapmak istediğimi hemen çözebiliyor. Tüm ruhumu soyarım ben bu adama. Ayıplar yok, dünya bizim için var, ne hesapsız, varlıksız sarhoş bir birliktelik bu diye düşündüm. Utanmak yoktu, hiç birşeyden. Hep haklıydım, sevimli bir tavşandım yanında. Başın dönüyordu beni görünce. Taze kana dişini geçirmiş vampirler gibi gözlerin kayıyordu elini belime dolayınca. İstediğim neyse o anda kapımda, elimde, ayağımda. Uzak diyarların prensesiydim, tazecikti kanım. Ona hayat veriyordum. Tükettiği hayatlardan bihaber. Bana söylenenleri duymayacak kadar havalardaydım. Kanatlarım peri kanatlarından uzun, uçuyordum. Ve uçacaktım, sen o kanatları kırana dek. Soldum gün geçtikçe. Soldum öğrendikçe.
Ne cilalı masallar anlatıyordun bana. Senden başka herkes ne kötüydü. Ama kimseye kötü demiyordun, sen anla işte diyordun. Acıma bana diye bağırırken bile gözlerin yalvarıyordu. Evet işte sen böyleydin. Bir yanın hep diğer yanını yalanlıyordu. İnanmasamda, nasıl inanmak istiyordum sana. Sen neredeysen ben oaradaydım. Senin dışında olmak, seni yalnız bırakmak aklımın ucundan geçmiyordu. Sonra birde baktım ki artık ben seni korur kollar olmuşum, kanatlarım ellerimde , ayaklarımda nasırlar, omuzlarımda boyumdan büyük bir yük, sende bol kuru laf...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çocukken zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamazdım. Hatta çok istediğim bir şey varsa zaman adeta dururdu. Hep büyüklere bakar, birgün büyük olabileceğim aklıma bile gelmezdi. Hayat hep oyunlarla, gülmecelerle, sıkıfıkı arkadaşlıklarla devam edecek zannederdim. Birgün bir fotoğraf geçti elime; çocukmuşum. Geçmişte ben de çocuk olmuşum. Anılarım geçti içimden su gibi. Sanki benim çerçevemde başkasını izler gibi oldum. Kayıtsız, hesapsız, yarınsız çocukluk... İşte bu olsa gerek, gerçek mutluluk. Ağız dolusu, karnını tuta tuta, çatlayıncaya dek gülebilmek. Sapsarı, çipil, küçük çocuk, o ben miyim? Ne kadar da küçükmüşüm. Hatırlıyorum; bir bahar günüydü. Annem küçük kardeşime hamileydi. Bir anda sancıları tutmuştu. Çok kötü bağırıyordu. Sonra kapı çaldı. Gittim kapıyı açtım. Bu babamdı. O kadar uzun boyluydu ki, kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Ama ne kafa kaldırış, tavana bakar gibi. Babamın boyu 1,65. Ne kadar küçükmüşüm, anlıyorum. Hiç büyümeyeceğini zanneden çocuk şimdi yolu yarılamak üzere. Birgün gelecek yaşlı gözlerle, ihtiyar ellerimle bakacağım şimdiki fotoğraflarıma. Zamanın bana öğrettiği tek şey bu oldu belki de; ona inanmak. Zamana inanmak. Artık yaşlanacağıma inanıyorum. Öleceğime inanıyorum. O yüzden var gücümle bir şeyler bırakmak istiyorum demeyeceğim. Şimdi kaliteli yaşamanın sırlarını madde madde sıralamayacağım. Hayat hüzünlü bir şey. Ne kadar soytarılıklarla doldurmaya çalışsak da, öyle. Yaşam, sevdikleriniz olunca daha da acıtıcı. Çünkü hayatın sizi vuracağı en zayıf noktalarınız onlar oluyor. Ne kadar zayıfız getirdiklerine. Bir yere kadar karşı koyabiliyoruz, sonra dizlerimizin üzerine çöküp hıçkıra hıçkıra teslim oluyoruz. İster kader deyin, ister başka bir şey. Hayat işte. Başı doğmak, sonu ölmek; arasını siz doldurun. Aslında bana çok da anlamlı gelmiyor. Biçilmiş rollerin hakkını vermeye çalışıyoruz sadece. Herşey ağlak bu dünyada. Çünkü her şey ölümlü.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Gözlerine bakınca, gözbebeğine yansımış kendimi görmüyordum ben aslında. Yokluk içinde geçmiş çocukluğunu, babanın bir üzüm tanesi için, o küçücük yanağına kocaman avucuyla patlattığı tokadı, iyi yıkanmamış kırışık gömleğinin yaka uçlarını, küt tırnaklarını, çocukça ama biraz da ergence yalanmış saçlarını, annene bakarkenki acını, kimsesizliğini, savrukluğunu, hayata olan çocuksu kinini, açık tüm yaralarını...
Seni neden terkettim biliyor musun? Senin acına artık dayanamayacğımı anladığım an terkettim seni. Uzun sürdü mücadelem, çünkü kocaman adam bile olsan sen hep çocuktun. Seni kandırmalıydım. Çöpü dökmeye gidiyorum demeli, ama asla geri dönmemeliydim. Ama yapamadım, sen her defasında bırakmadın beni, inanmadın çöpü dökmeye gideceğime. Yalancı gelmeyeceksin deyip saf saf baktın gözlerime. Ama artık yeterdi. Senin yaralarını kapattıkça, benim yaralarım açıldı. Hiç sormadın sende havalar nasıl diye. Önceleri bakıma muhtaç, sevgiye aç kimsesiz bir çocuktun. Ama doydukça arsızlaştın. Sen bir sabun köpüğüydün, kimsenin avuçlarında bir iki dakikadan fazla kalamazdın. Bunu bilsem de bir süre kabul etmek istemedim. Kabul ettiğim gün, ellerimi yıkadım.
Öylece dalıp gittim evinin balkonuna. Bir kadın taytı dalgalanıyordu ipte ve yanında senin havlun, şortun. Az önce konuşmuştuk, bugün de gelemeyeceğim şehre dedin. Çok özledim diyordu dünyanın kıvraklığına alışmış kaypak sesin. Neden, ne oldu bilmiyorum eve götürdü beni ayaklarım. Önce arabanı gördüm. Sonra saatlerce oturdum evin önünde. Çıkmanı bekledim. Sonra çıkıp gittiniz beni görmedin. Ne de mutluydun.
Uyurken yüzüne bakıyorum. Annesinden yeni doğmuş bebek gibi öyle sakin, öyle huzurlusun. Neye inanıyorsun. Hayatın seni kazıkladığına mı? Yoksa hayata iyi bir kazık attığına mı? Hayır, sen, hayat bana acı diyorsun. Kandırmaya o kadar alışmışsın ki, önce kendini kandırarak başlamışsın işe. Çünkü o zaman çok daha kolaylaşmış önüne geleni kandırmak.
Benim gibi dedim, aynı benim gibi. İçinden geleni söyleyebiliyor. Aslında ne yapmak istediğimi hemen çözebiliyor. Tüm ruhumu soyarım ben bu adama. Ayıplar yok, dünya bizim için var, ne hesapsız, varlıksız sarhoş bir birliktelik bu diye düşündüm. Utanmak yoktu, hiç birşeyden. Hep haklıydım, sevimli bir tavşandım yanında. Başın dönüyordu beni görünce. Taze kana dişini geçirmiş vampirler gibi gözlerin kayıyordu elini belime dolayınca. İstediğim neyse o anda kapımda, elimde, ayağımda. Uzak diyarların prensesiydim, tazecikti kanım. Ona hayat veriyordum. Tükettiği hayatlardan bihaber. Bana söylenenleri duymayacak kadar havalardaydım. Kanatlarım peri kanatlarından uzun, uçuyordum. Ve uçacaktım, sen o kanatları kırana dek. Soldum gün geçtikçe. Soldum öğrendikçe.
Ne cilalı masallar anlatıyordun bana. Senden başka herkes ne kötüydü. Ama kimseye kötü demiyordun, sen anla işte diyordun. Acıma bana diye bağırırken bile gözlerin yalvarıyordu. Evet işte sen böyleydin. Bir yanın hep diğer yanını yalanlıyordu. İnanmasamda, nasıl inanmak istiyordum sana. Sen neredeysen ben oaradaydım. Senin dışında olmak, seni yalnız bırakmak aklımın ucundan geçmiyordu. Sonra birde baktım ki artık ben seni korur kollar olmuşum, kanatlarım ellerimde , ayaklarımda nasırlar, omuzlarımda boyumdan büyük bir yük, sende bol kuru laf...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Neyin hesabını kime vereceksin? Ya da kimden hesap soracaksın? Ortada ne kaldı ki... Çok sular aktı, kimbilir o şimdi hangi suları bulandırmakla meşgul...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı